orta asya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orta asya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Haziran 2016 Çarşamba

Posted by uçan adam Posted on 23:06 | No comments

Türkçe'de ilk Kültür Sözcükleri



Prof. Dr. Vecihe Hatipoğlu

      Türk lehçelerinde, "Tanrı ve gök" anlamında geçen "tengri" sözcüğü ile, Sümercede yine "Tanrı ve gök" anlamında kullanılan "dingir" sözcüğü arasında, anlam, ses ve biçim birliği ya da çok yakınlığı ortaya çıkınca Türk toplulukları ile Sümer topluluklarının nasıl, nerede birlikte yaşadıkları yahut çok yakın bulundukları sorunu da ortaya çıkar. Bu çok önemli sorun yıllardır çözüm beklemektedir. Bu durumda, ele alınacak, inccelenecek sözcükler, sorunun çözülmesine yardımcı olacaktır.

      
Dingir/Tengri gibi sözcükler dışında, yer adları ve kişi adları da ele alınmalıdır. "Ur, Urug/Uruk" gibi yer adları Türkçedeki "ur-mak" eylemiyle ilgil görünmektedir. "Ur=tohum, soy", "Urug" da "soy, kabile" anlamını verdiği gibi "yapılmış, inşa edilmiş" anlamını de verebilir. Orhun yazıtlarında "urmak", "inşa etmek" anlamındadır. Orhun Yazıtları hakkında "urtım=inşa ettim" eylemi kullanılmıştır. Prhun Yazıtları'nda bir de "urugsıratmak" sözcüğü geçer ki "soysuz kılmak, soysuz bırakmak" anlamıyle birlikte "yuvasız, yurtsuz, kentsiz bırakmak" demektir. Buna göre Sümercedeki" Ur, Urug" gibi yer adları Türkçedir. Ayrıca Sümerce ile Türkçe arasındaki kişi adları da dikkati çeker : "Kılkamış" gibi "Toktamış,Kutulmuş, Odgurmuş" biçimindeki, tarihin Türk-Selçuk adları da gözden uzak tutulmamalıdır.

       
Sümercede "gibi" anlamında "gim, kim" sözcükleri de kullanılmıştır. Halbuki Orhun ve Uygur Türkçesindeki "gibi" yerine "teg" sözcüğü kullanılmıştır. Demek ki "gibi" anlamında Anadolu'da kullanılan "kimi, kimin" sözcükleri de Sümerce "gim,kim" sözcükleriyle aynıdır ve "gibi" ile köken birliği vardır. Sümerce'de "göz" anlamında "igi" sözcüğünde de ikizleme için kullanılan sondaki "-z" sesi, "gö-z" biçiminde ek olarak gösterilirse iki sözcük arasında da yakınlık ortaya çıkar. Sümerce'de "yaşem, hayat,can" anlamında geçen "din" sözcüğü de Uygur Türkçesinde "tin, tınlı=tın-lı, tınlılar=can, canlı, canlılar" biçiminde kullanıldığı gibi Türkiye Türkçesinde de "dinlenmek=din-le-mek" sözcüğünde de kök olarak kendini göstermektedir. Orhun'da ve Uygurca'da "ab, eb", Sümercede "eb, e", "dag" sözcüğü de "taş, dağ" demektir.

9 Şubat 2015 Pazartesi

Posted by uçan adam Posted on 05:57 | No comments

3. ALTIN AT KIŞ ŞÖLENİ

Ardahan-Çıldır Altın At Uluslararası Kış Şöleni
Kırıgız ekibin Kökbörü Oyunu, Rahvan At yarışından kareler

- Ardahan Valiliği ile Geleneksel Spor Dalları Federasyonu tarafından bu yıl üçüncüsü düzenlenen "Çıldır Altın at Kış Şöleni" buzla kaplı Çıldır Gölü üzerinde yapıldı



 ARDAHAN - Çıldır ilçesinde, Ardahan Valiliği ve Geleneksel Spor Dalları Federasyonu tarafından düzenlenen "3. Çıldır AltınAt Kış Şöleni", yaklaşık 50 santimetre kalınlığında buzla kaplı Çıldır Gölü üzerinde yapıldı.
Ardahan Valiliği ile Geleneksel Spor Dalları Federasyonu tarafından, bu yıl üçüncüsü düzenlenen "Çıldır Altın At Kış Şöleni", 50 santimetre kalınlığa varan buzla kaplı Çıldır Gölü'nde gerçekleştirildi.


Şölende, Kars Selim Doğanpınar Cirit Kulübü ile  Van'ın Erciş ilçesi Ulupamir Mahallesi'nden gelen Kırgızların atlarla yaptığı "Buzkaşi" (post kapmaca) yarışı, büyük ilgi gördü. Karlı ve buzlu zeminde okçuluk müsabakalarının da yer aldığı yarışmalar sırasında, bazı atlar buz nedeniyle kayarak düştü.


Ardahan Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü Güreş Takımı'nın da Kar üzerinde gösteri yaptığı şölende, Vali Ahmet Deniz, atlı kızağa binerek Göl üzerinde gezdi. 
Gezinti sonrası açıklamada bulunan Vali Deniz,  Ardahan'ın önemli etkinliklere imza attığını belirterek, ilin kalkınması için bölgenin güzelliklerinden istifade edilmesi gerektiğini, bu nedenle Çıldır Gölü üzerinde böyle bir etkinlik yapıldığını söyledi.
Çıldır Gölü'nün turizm amaçlı önemli bir potansiyel olduğunu ifade eden Deniz, "Ülkemizin bu büyüklükteki gölü bizim için çok önemli bir değerdir. Çıldır Gölü, 145 kilometrekare alana sahip, yaklaşık 50 santim kalınlığında donan ender yerlerden birisidir. Bugün bu etkinliği yapmamızdaki tek neden ve tek amaç bu değeri sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya duyurmaktır, tanıtmaktır. İnşallah bunlarla başarmış olacağız" diye konuştu.
Ardahan Belediye Başkanı Faruk Köksoy da bu tür etkinliklere gerekli desteğin, bölgenin geleceği için verildiğini söyledi.
Konuşmaların ardından yarışmalarda dereceye giren sporcu ve takımlara ödülleri verildi. (AA) - Ardahan

Fotoğraf: Faruk Kral

11 Kasım 2014 Salı


''SAVAŞ ATI ÇAĞI''

   Başka kültür çevrelerinin kalıntılarında bulunmuş at iskeletlerinin fonksiyonel bir değeri yoktur. Örnek olarak bugünkü Türk toplumunu ve kediyi ele alalım. Bundan binlerce yıl sonra bugünkü Türkler'in yaşamış olduğu topraklarda arkeolojik bir inceleme yapılsa, birçok kedi iskeleti ile karşılaşılır. Ama bu iskeletler, kedinin Türkler tarafından evcilleştiridiğini, Türkler'in yaşamında kedinin sosyal ve/veya ekonomik bir unsur olduğunu kanıtlamaz. Önemli olan, kedinin Türk yaşamında fonksiyonel bir değer kazanıp kazanmadığıdır. İşte, atın fonksiyonel bir değer kazanması, ancak Türkler'in öz ve kendi yarattıkları kültürleri olan "Bozkır Kültürü" nde görülmektedir. Bozkır Kültürü'nde rol onayan baş etken biniciliktir. Binicilik ihtiyacının yerleşik-köylü kültürlerde değil, geniş otlakları ve uzak su başlarını hızla dolaşmak zorunda olan Bozkır Kültürü'nde duyulacağı açıktır. Bozkır Kültürü'nde, ilk başta kalabalık sürüleri kollamak gibi bir araç olan binicilik, kısa sürede askerî bir değer kazanarak bozkır savaşçılığının temeli olmuş, at da savaş atı tipine doğru geliştirilmiştir. Andronovo Kültürü'nün yaratıcısı olan savaşçı Proto-Türkler'in çevreye egemen olmağa başlaması, dünya savaş tarihinde 3500 yıllık "Savaş Atı Çağı" nı açmıştır. Hun Türkleri, Çin topraklarında atlı savaşın bilinmediği bir zamanda kendi özgün kültürleri ile göründüklerinde, savaş atlarını da yanlarında getirmişlerdi. Böylece savaş atı, doğuya doğru yayılmış ve Orta Asya ile Doğu Asya'da savaş atı yetiştiriciliği ilk olarak Hunlar'ın yayıldıkları Şan-Si bölgesinde görülmüştür.

'' ATIN EVCİLLEŞTİRİLMESİ DÜNYA TARİHİNDE SIÇRAMADIR''

   Atın binek hayvanı olarak kullanılması, dünya tarihinde çok önemli bir aşama olup tarıma bağlı hayvancılığın çok üstünde bir kültür atılımıdır. Avcılık yaşamından hayvanları evcilleştirmeğe geçek ilk ırk Türkler'dir. At, Türkler tarafından evcilleştirilmiş, Türkler ata binen ilk insanlar olmuştur. Kapanda-Yüs bölgesinde (Afanasyevo-Andronovo kültür çevresi) yapılan kazılarda, MÖ 3. bine tarihlenen mezarlarda ağızlarında demir gem izleri bulunan at iskeletlerine rastlanmıştır. Atın, Ön Asya ve İndo-Germen kavimlerinin tarihinde önemli bir yeri olmadığı gibi Moğollar'da da sonradan yer almıştır. Moğollar aslen bir bozkır kavmi değil, orman kavmi idi. Fakat daha sonraları Bozkır Kültürü'ne katılmışlar, Türkler'le birlikte bu kültürün uygulayıcısı olmuşlardır. Dolayısıyla, Moğol yaşamında atın yer edinmesi Türk Kültür Çevresi'ne yani Bozkır Kültürü'ne geçmeleriyle başlar. Bütün bunlara karşılık, en eski çağlardan beri Türkler'in siyasal, dinsel, ekonomik ve toplumsal yaşamında at merkezî bir rol oynamaktadır. Türkler, yetiştirdikleri atın etini yerler, sütünden millî içkileri olan kımız'ı yaparlar, onu kurban olarak sunarlar, yabancı ülkelere ihraç ederek gelir sağlarlardı. Özellikle Çin, atı Türk ülkelerinden sağlardı. Çinliler, sadece Gök Türk çağında, ayrı adlarla anılan 11 cins Türk atından söz etmişlerdir.

''TARİHİ ÇİN BELGELERİNDE TÜRK ATLARI''

Çin belgelerine göre, Hun Türkleri'nden önce Çin'in kuzey kavimleri atlı savaş yöntemini bilmiyorlardı. Çinliler de atı önceleri yalnızca savaş arabalarında kullanmakta olup MÖ 4. yüzyılda Türkler'le ilk karşılaştıkları zamana kadar Atlı Bozkır Kültürü'nü bilmemekteydiler. Çin tarihlerine göre Türkler her yıl at güreşi düzenler, birinci gelen atın soyunu türetirlerdi. Çinliler, Türk atlarının güzelliğine ve gücüne hayrandılar. En güzel Türk atlarına "Kan Terleyen Atlar" adı verilirdi.

Bozkır Türk'ü, yaşamında çok önemli bir yeri olan, özel ad ve sanlar verdiği ve törenle gömdüğü atı zeka sahibi, gökten inmiş, kutsal bir hayvan olarak düşünmüştür. Asya'daki en eski atlı defin, Andronovo Kültürü'nde görülmektedir. Atlı defin törenleri, Andronovo Kültürü'nden dünyaya yayılmış, bu kültürün soyundan gelen Hun ve Avar Türkleri'nce de Germen ve Islav kabilelerine öğretilmiştir. Köl Tigin Yazıtı'nın doğu yüzünün 32-40. satırları ile küzey yüzünün 2-9. satırlarında Gök-Türk orduları başkomutanı Köl Tigin'in bindiği atlar, adları ile belirtilir. O çağdan beri Türkçe'de "at" olarak söylenen sözcük, Asya Hunları'nın evcilleştirdiği hayvanlardan söz eden MÖ'ki Çin kaynağı Shi-Ch'i'de -Çin ağzına uydurularak- k'utti, k'uai-t'i olarak belirtilmektedir. Çince kaynak bu Hun'ca sözün anlamını "daima büyük bir güç ile sıçramaya istekli" diye açıklamıştır. Türkçe'de "at" sözcüğünden türemiş atım, atlamak, atılmak, atmak vb sözcüklerde aynı anlam bugün de korunmaktadır.

Türkler, Ön Asya ve Anadolu'ya göç edince at kültürlerini de birlikte getirmişlerdir. İlk İslam döneminde Esb-i Türk (Türk Atı) ünlü idi. At, Selçuklular ve Osmanlılar zamanında da Türk kültüründeki müstesna yerini korumuştur. Kastamonu Beğliği'nin yetiştirdiği atlar dünyaca ünlü olup Arap atlarından üstün bulundukları için, her biri bin altından satılıyordu. Türk at kültürü ile birlikte iğdiş, ulak, yam, yamçı, yağız, yılkı vb Öz Türkçe sözcükler Arapça ve Farça'ya geçmiştir.


Tek tırnaklılar takımının, Atgiller familyasından bir memeli. Erkeğine aygır, dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da beygir denir. Hepsine genelde at adı verilir. Arabide binek ve yük hayvanı olan ata; dabbe, matiyye, semend, tusen-i sütur denir. Cenk atına da rahş denir. Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup “ toynak‿ adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. İnsanlara hizmet eden hayvanların en kabiliyetlisi ve kıymetlisidir. İnsanların, eski harp meydanlarındaki yardımcısı, yük taşımada hizmetçisi, yarış, cirit, çit atlama ve av sporlarında neşe ve zevk ortağıdır. Silah gürültüsüne ve bando sesine rahatlıkla alışır.At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece itaatkardır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnala koşar, isterse aheste yürür, isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat uğruna sarf eder. Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adıyle anılan vahşi atlar, İspanyolların Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.
  
''DÜNYADA BİLİNEN VAHŞİ ATLAR''

Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban atının (E. caballus gmelini) 1876’dan beri nesli tükendi. Bugün eski dünyada hala neslini devam ettiren yalnız bir yaban atı vardır. Bu at Orta Asya Moğolistan’ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya Prezevalski dendiği gibi Moğolistan yaban atı da denir. Altay dağlarının her iki yanında yaşar. Siyah kısa ve dik yeleleri ile, ağır ve iri başları, küçük kulakları, uzun kıllı kuyrukları ile evcil atlardan farklılık gösterirler. Renkleri kırmızımtrak kahverengi olup çekici bir görünüşleri vardır. Burun kısımları beyazdır. Kışın kılları uzayarak soğuktan korunurlar.
  
Evcil atlar: Tahminen 4000 seneden beri insanlara hizmet etmektedir. Bugünkü modern atların Asya yaban atından türediği şüphelidir. Bazı zoologlar Avrupa yaban atından türediğini ileri sürmektedirler. Evcilleştirilmiş atların birçok soyları vardır. Bugün küçük Midilli atları ile Safkan Arap atlarının soy kütüğü kesin olarak bilinmemektedir. Atlar 20-30 sene yaşar, bazı kısraklar 15 yaşına kadar doğurur. On bir ay gebe kalır ve genellikle bir yavru doğururlar. Yavrunun gözleri açık olarak doğar ve birkaç dakika sonra ayağa kalkarak annesini takibe başlar. Yük çekme ve taşıma atları, kalın bacaklı, iri cüsselidir. Binek ve yarış atları ince uzun bacaklıdır. Atlar arasında haset yok ise de, birbirlerine gıpta etmek huyları vardır. Bu da yarışta, hendek ve çit atlamada kendini gösterir. Birbirlerine imrenerek daha hızlı koşup öne geçmek isterler. Saatte 60-70 km hızla koşanları vardır. Atların tüy renkleri çeşitli olup, renklerine göre çeşitli isimler alırlar. En tanınmışları: Ak, akçıl, kır, al, alakı, geyik kırı, çil yeşil, al pekmez köpüğü, doru, hurma dorusu vs.’dir.Erkek eşek ile kısrak eşleştirilirse katır elde edilir. Aygır (erkek at) ile dişi eşeğin birleşmesinden de barda denen katır çeşidi elde edilir. Her iki melez de üremezler. Katır, bardadan daha dayanıklıdır.

''AT ÇEŞİTLERİ''
  
Arap atı : Çok dayanıklı mükemmel bir binek ve yarış atıdır. Arabistan’a geçen Orta Asya ve Anadolu Türk atlarından türemiştir. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç su içmeden yol alabilir.
  
İngiliz atı: İyi bir binek ve yarış atıdır. Özellikle yarış için yetiştirilir. Arab aygırı ile İngiliz yerli kısraklarının çiftleştirilmesinden türetilmiş bir soydur. Arab atından daha uzun bacaklıdır.
  
Akhal Teke :hiç bir at cinsinde görünmeyen özelliklere sahiptir,güçlü ve dayanılkı iri badem gözlü uzun boyunlu dik kulaklı hiçbir atta görünmeyen renk değişikliğine sahiptir.
  
Midilli atı: Küçük, sakin ve dayanıklı bir at çeşididir. Keçi veya koç iriliğindedir. Çocuklar için iyi bir binek hayvanıdır. Hafif gezinti arabalarına koşulduğu gibi maden ocaklarında da istifade edilir. Shetland, İzlanda ve Norveç midillileri meşhurdur.

At yetiştiriciliği: Asya, Avustralya ve Amerika’daki geniş bozkırlarda hâlâ vahşi at sürüleri yaşamaktadır. Evcil atlar haralarda yetiştirilir. Ülkemizde ilk hara 1913’te Aziziye’de kuruldu. Türkiye’nin ilk modern harası ise 1924’te açılan Karacabey harasıdır.Atın evcilleşmesi Przewalski atı (Equus ferus przewalskii) olarak tanınan Moğol kirtag, bugün yaşayan tek vahşi attır


28 Haziran 2014 Cumartesi

Posted by uçan adam Posted on 06:38 | No comments

İÇ KALE HİVE

Allakulihan medresesi, (1835) döneminin Hive’deki eğitim ocaklarından biri olmuştur. Medresenin ön kısmı, giriş ve bahçeyi çevreleyen duvarların bazı kısımları Hive mimarlık geleneklerini kendinde bulundurmaktadır.
Bağısızlık yıllarında İslam kültürüyle ilgili dünyaca ün yapmış mimari anıtlarımızdan Buhara’daki Mescidi Kelan ve Minarei Kelan, medreseler, Hace Bahauddin ziyaret yeri, Semerkant’taki Registan meydanı, Şahı Zinde külliyesi, Gür-i Amir, Taşkent’teki Kökeldaş medresesi, Zengiata ziyaret yeri gibi birçok abideler tamamen tamir edildi. Kermene şehrindeki Kasım Şeyh Azizan türbesi, Semerkant’taki İmam el-Buhari külliyesi, İmam el-Maturudi mezarlığı, Margilan’daki Burhaniddin el-Marginani anıtı ve başka ziyaret yerleri yeniden inşa edildi.

20 Haziran 2014 Cuma

Posted by uçan adam Posted on 04:32 | No comments

BÜYÜK YAŞAM

kurt totemi
Chen ayaklarının dibine çöküp çaresiz ve çelimsiz hayvanı okşarken yüreğinin paralandığını hissetti. Kimseye zararı olmayan bu harikulade, cana yakın otoburları kurtarmak için didineceğine, neden giderek doğası öldürmek olan kurtlara yakınlaşıyordu?
Kurtları öcü gibi gösteren masallar dinleyerek büyümüş biri olarak hiç düşünmeden, ‘’Bu ceylanlar zavallı yaratıklar. Kurtlar kötü, masumları öldürüyorlar, hayata değer vermiyorlar. Avlanmayı ve postlarının yüzülmesini hakediyorlar ‘’ dedi.
Yaşlı Bilge’nin yüzündeki ifade bir anda değişti ve Chen söylemek üzere olduğu sözcükleri yuttu. Yaşlı adamın tanrısına ve bozkır halkının totemine saygısızlık etmişti. Fakat sözcükler ağzından çıkmıştı bir kere, yapabileceği bir şey yoktu.
Posted by uçan adam Posted on 04:24 | No comments

BEIJING’DEN KÂBE’YE BAKMAK: NIUJIE

 'IN  www.chinainyourhead.com blogundan alıntıdır.
beijingde bayram namazı


Çin’de İslam’ın 1300 yıllık geçmişi var. 651 yılında Tang Hanedanı döneminde İmparator Yong Hui’nin saltanatının ikinci yılında, İmparator’a hürmet etmek için üç Arap elçi Çin topraklarına gelir. Çinli tarihçilere göre, bu olay, Çin’de İslam’ın başlangıcının ilk işaretidir.

Bu ilk temas Halife Osman döneminde gerçekleşir. İmparator Yung, kendisini ziyarete gelen Müslüman elçilerden etkilenir ve Çin topraklarında bir cami inşa edilmesini sağlar. Böylece Çin’deki ilk cami Guangzhou kentinde kurulur. 651 ilâ 798 yılları arasında, Arap elçiler 39 kez Çin’i ziyaret ederler. Zamanla Arap ve Fars tüccarlar da, çeşitli işler için Çin’e gelir.
  ©   Sağ Tıklama Engeli