''SAVAŞ
ATI ÇAĞI''
Başka kültür çevrelerinin kalıntılarında bulunmuş at
iskeletlerinin fonksiyonel bir değeri yoktur. Örnek olarak bugünkü Türk
toplumunu ve kediyi ele alalım. Bundan binlerce yıl sonra bugünkü Türkler'in
yaşamış olduğu topraklarda arkeolojik bir inceleme yapılsa, birçok kedi
iskeleti ile karşılaşılır. Ama bu iskeletler, kedinin Türkler tarafından
evcilleştiridiğini, Türkler'in yaşamında kedinin sosyal ve/veya ekonomik bir
unsur olduğunu kanıtlamaz. Önemli olan, kedinin Türk yaşamında fonksiyonel bir
değer kazanıp kazanmadığıdır. İşte, atın fonksiyonel bir değer kazanması, ancak
Türkler'in öz ve kendi yarattıkları kültürleri olan "Bozkır Kültürü"
nde görülmektedir. Bozkır Kültürü'nde rol onayan baş etken biniciliktir.
Binicilik ihtiyacının yerleşik-köylü kültürlerde değil, geniş otlakları ve uzak
su başlarını hızla dolaşmak zorunda olan Bozkır Kültürü'nde duyulacağı açıktır.
Bozkır Kültürü'nde, ilk başta kalabalık sürüleri kollamak gibi bir araç olan
binicilik, kısa sürede askerî bir değer kazanarak bozkır savaşçılığının temeli
olmuş, at da savaş atı tipine doğru geliştirilmiştir. Andronovo Kültürü'nün
yaratıcısı olan savaşçı Proto-Türkler'in çevreye egemen olmağa başlaması, dünya
savaş tarihinde 3500 yıllık "Savaş Atı Çağı" nı açmıştır. Hun
Türkleri, Çin topraklarında atlı savaşın bilinmediği bir zamanda kendi özgün
kültürleri ile göründüklerinde, savaş atlarını da yanlarında getirmişlerdi.
Böylece savaş atı, doğuya doğru yayılmış ve Orta Asya ile Doğu Asya'da savaş
atı yetiştiriciliği ilk olarak Hunlar'ın yayıldıkları Şan-Si bölgesinde
görülmüştür.
'' ATIN EVCİLLEŞTİRİLMESİ DÜNYA
TARİHİNDE SIÇRAMADIR''
Atın binek hayvanı olarak kullanılması, dünya tarihinde çok önemli bir
aşama olup tarıma bağlı hayvancılığın çok üstünde bir kültür atılımıdır.
Avcılık yaşamından hayvanları evcilleştirmeğe geçek ilk ırk Türkler'dir. At,
Türkler tarafından evcilleştirilmiş, Türkler ata binen ilk insanlar olmuştur.
Kapanda-Yüs bölgesinde (Afanasyevo-Andronovo kültür çevresi) yapılan kazılarda,
MÖ 3. bine tarihlenen mezarlarda ağızlarında demir gem izleri bulunan at
iskeletlerine rastlanmıştır. Atın, Ön Asya ve İndo-Germen kavimlerinin
tarihinde önemli bir yeri olmadığı gibi Moğollar'da da sonradan yer almıştır.
Moğollar aslen bir bozkır kavmi değil, orman kavmi idi. Fakat daha sonraları
Bozkır Kültürü'ne katılmışlar, Türkler'le birlikte bu kültürün uygulayıcısı
olmuşlardır. Dolayısıyla, Moğol yaşamında atın yer edinmesi Türk Kültür
Çevresi'ne yani Bozkır Kültürü'ne geçmeleriyle başlar. Bütün bunlara karşılık,
en eski çağlardan beri Türkler'in siyasal, dinsel, ekonomik ve toplumsal
yaşamında at merkezî bir rol oynamaktadır. Türkler, yetiştirdikleri atın etini
yerler, sütünden millî içkileri olan kımız'ı yaparlar, onu kurban olarak
sunarlar, yabancı ülkelere ihraç ederek gelir sağlarlardı. Özellikle Çin, atı
Türk ülkelerinden sağlardı. Çinliler, sadece Gök Türk çağında, ayrı adlarla
anılan 11 cins Türk atından söz etmişlerdir.
''TARİHİ ÇİN BELGELERİNDE TÜRK ATLARI''
Çin belgelerine göre, Hun Türkleri'nden önce Çin'in kuzey kavimleri atlı savaş
yöntemini bilmiyorlardı. Çinliler de atı önceleri yalnızca savaş arabalarında
kullanmakta olup MÖ 4. yüzyılda Türkler'le ilk karşılaştıkları zamana kadar
Atlı Bozkır Kültürü'nü bilmemekteydiler. Çin tarihlerine göre Türkler her yıl
at güreşi düzenler, birinci gelen atın soyunu türetirlerdi. Çinliler, Türk
atlarının güzelliğine ve gücüne hayrandılar. En güzel Türk atlarına "Kan
Terleyen Atlar" adı verilirdi.
Bozkır Türk'ü, yaşamında çok önemli bir yeri olan, özel ad ve sanlar verdiği ve
törenle gömdüğü atı zeka sahibi, gökten inmiş, kutsal bir hayvan olarak
düşünmüştür. Asya'daki en eski atlı defin, Andronovo Kültürü'nde görülmektedir.
Atlı defin törenleri, Andronovo Kültürü'nden dünyaya yayılmış, bu kültürün
soyundan gelen Hun ve Avar Türkleri'nce de Germen ve Islav kabilelerine
öğretilmiştir. Köl Tigin Yazıtı'nın doğu yüzünün 32-40. satırları ile küzey
yüzünün 2-9. satırlarında Gök-Türk orduları başkomutanı Köl Tigin'in bindiği
atlar, adları ile belirtilir. O çağdan beri Türkçe'de "at" olarak
söylenen sözcük, Asya Hunları'nın evcilleştirdiği hayvanlardan söz eden MÖ'ki
Çin kaynağı Shi-Ch'i'de -Çin ağzına uydurularak- k'utti, k'uai-t'i olarak
belirtilmektedir. Çince kaynak bu Hun'ca sözün anlamını "daima büyük bir
güç ile sıçramaya istekli" diye açıklamıştır. Türkçe'de "at"
sözcüğünden türemiş atım, atlamak, atılmak, atmak vb sözcüklerde aynı anlam
bugün de korunmaktadır.
Türkler, Ön Asya ve Anadolu'ya göç edince at kültürlerini de birlikte
getirmişlerdir. İlk İslam döneminde Esb-i Türk (Türk Atı) ünlü idi. At,
Selçuklular ve Osmanlılar zamanında da Türk kültüründeki müstesna yerini
korumuştur. Kastamonu Beğliği'nin yetiştirdiği atlar dünyaca ünlü olup Arap
atlarından üstün bulundukları için, her biri bin altından satılıyordu. Türk at
kültürü ile birlikte iğdiş, ulak, yam, yamçı, yağız, yılkı vb Öz Türkçe
sözcükler Arapça ve Farça'ya geçmiştir.
Tek
tırnaklılar takımının, Atgiller familyasından bir memeli. Erkeğine aygır,
dişisine kısrak, yavrusuna tay, yumurtaları çıkarılmış, iğdiş edilmiş olana da
beygir denir. Hepsine genelde at adı verilir. Arabide binek ve yük hayvanı olan
ata; dabbe, matiyye, semend, tusen-i sütur denir. Cenk atına da rahş denir.
Hepsi otla beslenir. Geviş getirmezler. Memeleri kasık bölgesinde arka
ayaklarına yakındır. Üçüncü parmakları geniş bir tırnakla çevrilmiş olup “
toynak‿ adını alır. Bunun üzerine basarak yürürler. İnsanlara hizmet eden
hayvanların en kabiliyetlisi ve kıymetlisidir. İnsanların, eski harp
meydanlarındaki yardımcısı, yük taşımada hizmetçisi, yarış, cirit, çit atlama
ve av sporlarında neşe ve zevk ortağıdır. Silah gürültüsüne ve bando sesine
rahatlıkla alışır.At, cesur ve atılgan olduğu gibi sahibine son derece
itaatkardır. Sahibi dilerse dolu dizgin, dörtnala koşar, isterse aheste yürür,
isterse durur. Her durumda sahibini memnun etmeye dikkat eder. Yorgunluğa
bakmaksızın kendini çatlatmak pahasına da olsa olanca gayret ve kuvvetini itaat
uğruna sarf eder. Bugün Amerikan bozkırlarında yaşayan Mustang adıyle anılan
vahşi atlar, İspanyolların Amerika’ya götürdükleri ehli atlardan kaçanlardan
yabanileşenlerdir. Az yiyecekle yetinip, her türlü iklim şartlarına dayanırlar.
''DÜNYADA
BİLİNEN VAHŞİ ATLAR''
Tarpan adıyla anılan Avrupa yaban
atının (E. caballus gmelini) 1876’dan beri nesli tükendi. Bugün eski dünyada
hala neslini devam ettiren yalnız bir yaban atı vardır. Bu at Orta Asya
Moğolistan’ının soğuk ve ıssız ovalarında yaşar. Asya yaban atı veya
Prezevalski dendiği gibi Moğolistan yaban atı da denir. Altay dağlarının her
iki yanında yaşar. Siyah kısa ve dik yeleleri ile, ağır ve iri başları, küçük
kulakları, uzun kıllı kuyrukları ile evcil atlardan farklılık gösterirler.
Renkleri kırmızımtrak kahverengi olup çekici bir görünüşleri vardır. Burun
kısımları beyazdır. Kışın kılları uzayarak soğuktan korunurlar.
Evcil atlar: Tahminen 4000 seneden
beri insanlara hizmet etmektedir. Bugünkü modern atların Asya yaban atından
türediği şüphelidir. Bazı zoologlar Avrupa yaban atından türediğini ileri
sürmektedirler. Evcilleştirilmiş atların birçok soyları vardır. Bugün küçük
Midilli atları ile Safkan Arap atlarının soy kütüğü kesin olarak
bilinmemektedir. Atlar 20-30 sene yaşar, bazı kısraklar 15 yaşına kadar
doğurur. On bir ay gebe kalır ve genellikle bir yavru doğururlar. Yavrunun
gözleri açık olarak doğar ve birkaç dakika sonra ayağa kalkarak annesini takibe
başlar. Yük çekme ve taşıma atları, kalın bacaklı, iri cüsselidir. Binek ve
yarış atları ince uzun bacaklıdır. Atlar arasında haset yok ise de,
birbirlerine gıpta etmek huyları vardır. Bu da yarışta, hendek ve çit atlamada
kendini gösterir. Birbirlerine imrenerek daha hızlı koşup öne geçmek isterler.
Saatte 60-70 km hızla koşanları vardır. Atların tüy renkleri çeşitli olup, renklerine
göre çeşitli isimler alırlar. En tanınmışları: Ak, akçıl, kır, al, alakı, geyik
kırı, çil yeşil, al pekmez köpüğü, doru, hurma dorusu vs.’dir.Erkek eşek ile
kısrak eşleştirilirse katır elde edilir. Aygır (erkek at) ile dişi eşeğin
birleşmesinden de barda denen katır çeşidi elde edilir. Her iki melez de
üremezler. Katır, bardadan daha dayanıklıdır.
''AT
ÇEŞİTLERİ''
Arap atı : Çok dayanıklı
mükemmel bir binek ve yarış atıdır. Arabistan’a geçen Orta Asya ve Anadolu Türk
atlarından türemiştir. İngiliz atlarından daha dayanıklı olup, 24-28 saat hiç
su içmeden yol alabilir.
İngiliz atı: İyi bir binek ve yarış
atıdır. Özellikle yarış için yetiştirilir. Arab aygırı ile İngiliz yerli
kısraklarının çiftleştirilmesinden türetilmiş bir soydur. Arab atından daha
uzun bacaklıdır.
Akhal Teke :hiç bir at cinsinde
görünmeyen özelliklere sahiptir,güçlü ve dayanılkı iri badem gözlü uzun boyunlu
dik kulaklı hiçbir atta görünmeyen renk değişikliğine sahiptir.
Midilli atı: Küçük, sakin ve
dayanıklı bir at çeşididir. Keçi veya koç iriliğindedir. Çocuklar için iyi bir
binek hayvanıdır. Hafif gezinti arabalarına koşulduğu gibi maden ocaklarında da
istifade edilir. Shetland, İzlanda ve Norveç midillileri meşhurdur.
At yetiştiriciliği: Asya, Avustralya
ve Amerika’daki geniş bozkırlarda hâlâ vahşi at sürüleri yaşamaktadır. Evcil
atlar haralarda yetiştirilir. Ülkemizde ilk hara 1913’te Aziziye’de kuruldu.
Türkiye’nin ilk modern harası ise 1924’te açılan Karacabey harasıdır.Atın
evcilleşmesi Przewalski atı (Equus ferus przewalskii) olarak tanınan Moğol
kirtag, bugün yaşayan tek vahşi attır